dervişane - Blogcu



dervişane

17/12/2008 - kutlu doğum

Kutlu Doğum
571 yılında, bir yetim olarak dünyaya geldiğinde, Fil Olayının üzerinden henüz 50 ya da 55 gün geçmişti. Abdulmuttalib, Kabe’nin yanında kavminden bazı kimselerle otururken, müjdeci yanına geldi ve “Amine’nin bir erkek çocuğu dünyaya getirdiğini” bildirdi. Abdulmuttalib hemen gelininin yanına gitti. Torununu, bir kumaş parçasına sarılmış olduğu halde kucağına alıp Kabe’ye girdi. Verdiği hediye için Allah’a şükrettikten sonra, Onu annesine geri gönderdi.
Doğumun yedinci günü, develer ve koyunlar kestirilerek Mekke halkına yemekler yedirildi. Ziyafetten sonra, Kureyşliler Abdulmuttalib’e torununun ismini sordular:
- Ey Abdulmuttalib! Doğumu sebebi ile bize ikramda bulunduğun bu oğluna ne isim koydun?
- Muhammed ismini koydum!
- Niçin atalarının isimlerinden birini koymaya özen göstermedin de, “Muhammed” ismini koydun?
- Gökte Allah’ın ve yerde de halkın onu övmelerini istedim.

Bereketli Muhammed (sav)

Mekke’de, erkek çocuklarının, kırda yaşayan Arap kabilelerinden bir süt anneye verilmesi adet haline gelmişti. Böylece çocukların hem daha elverişli bir iklimde sağlıklı bir şekilde yetişmeleri hem de düzgün, pürüzsüz bir Arapça konuşmayı öğrenmeleri sağlanırdı.
Mekke civarında oturan kabilelerden süt annelik yapabilecek olan kadınlar, her yıl yaz ve sonbahar mevsimlerinde Mekke'ye gelirler, yeni doğan çocukları ücretle emzirmek üzere alıp obalarına geri dönerlerdi. O yıl Halime Hatun da, yanında kocası ve küçük oğlu olduğu halde, Beni Sa'd b. Bekir kadınlarından on kadın ile birlikte, ücretle emzirecek çocuk bulmak için Mekke'ye gelmişti.
Gerisini Halime Hatun şöyle anlatıyor :
İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında hiç bir şeyimiz kalmamıştı. Ben bir kır merkebinin üzerindeydim. Yanımızda yaşlı bir devemiz de bulunuyordu fakat bize bir damla bile süt vermiyordu. Üzerinde bulunduğum merkebin yürüyüşünün ağırlığı arkadaşların canını sıkacak dereceye varmıştı.
Nihayet Mekke'ye vardık ve emzirecek erkek çocuğu armaya başladık. Bir süre sonra, benimle birlikte Mekke’ye gelmiş olan kadınlardan, benden başka emzirecek çocuk almayan kadın kalmamıştı. İçimizde hiç bir kadın yoktu ki, O, kendisine teklif edilsin de, 'yetimdir' denilince O'nu almaktan kaçınmış olmasın. Çünkü bizler, emzirilecek çocuğun babasından bahşiş almayı umuyorduk. Onun hakkında ise 'yetimdir, annesi ve dedesi de bize ne verebilecek ki?' diyorduk. Abdulmuttalib ile karşılaştım:
- Sen kimsin?'
- Beni Sa'd kabilesinden bir kadınım.
- İsmin nedir ?
- Halime.
- Ne güzel! Ne güzel! Sa'd ve Hilm iki güzel özelliktir ki, dünyanın hayrı da, sonsuzluğun izzet ve şerefi de bunlardadır. Ey Halime! Benim yanımda yetim bir çocuk var. O'nu, Beni Sa'd kadınlarına teklif ettim, kabule yanaşmadılar. Onu emzirmeyi sen üzerine alır mısın? Belki Onun yüzünden saadete erersin.
- Bana biraz izin ver de, kocama bir danışayım.
Hemen kocamın yanına dönüp durumu ona haber verdim.
- Mekke'de, bu yetim çocuktan başka emzirecek çocuk yok. Ben arkadaşlarım arasında, emzirecek bir çocuk almadan geri dönmeyi istemiyorum.
dedim. Kocam da izin verdi. Döndüğüm zaman, Abdulmuttalib'i oturmuş, beni bekliyor halde buldum. Kendisine:
- Haydi çocuğu getir!
deyince, yüzünde sevinç belirdi ve beni hemen Amine'nin evine götürdü. Ben O'nu ancak, başkasını bulamadığım için almıştım. Eşyalarımızın yanına döndük. Kucağıma alıp Onu emzirmek istediğimde memelerimden dilediği kadar süt geldi. Hem O, hem de süt kardeşi doyasıya emdiler ve uyudular. Halbuki, bundan önce bizim çocuk, kendisiyle birlikte bizi de hiç uyutmamıştı.
Kocam kalkıp o yaşlı ve sütsüz devemizin yanına vardığı zaman, onun da memelerinin sütle dolu olduğunu gördü. Ondan içeceği kadar süt sağıp içti, kendisiyle birlikte ben de içtim. Her ikimiz de doyduk. Bambaşka, hayırlı bir gece geçirdik. Sabaha çıktığımız zaman, kocam,
- Vallahi, ey Halime! İyi bil ki, sen mübarek bir çocuk almış bulunuyorsun!
dedi. Ben de,
- Vallahi, ben de öyle olmasını umuyorum.
dedim. Sirer vadisinde yol arkadaşlarımıza yetiştik. Kadınlar,
- Ey Halime ne yaptın?
- Vallahi, hayrı ve bereketi en büyük çocuğu görüp aldım!
- O kucağındaki, Abdulmuttalib'in oğlu mu?
- Evet.
diye cevap verdiğimde kadınların bir kısmının kıskandıklarını gördüm. Merkebim, öyle hızlı gidiyordu ki, hepsinin önüne geçti. Kafiledeki merkeplerin hiç biri ona yetişemediler. Nihayet arkadaşlarım bana,
- Ey Ebu Züeyb'in kızı! Yazıklar olsun sana! Biraz durup bizi beklesene! Gelirken üzerine bindiğin merkep bu değil mi?
demeye başladılar. Sonunda, Beni Sa'd yurtlarındaki evlerimize vardık. Ben, Allah'ın yarattığı yerlerden, Beni Sa'd yurdundan daha kurak bir yer olduğunu bilmiyorum. Fakat çocuğu yanımıza getirdiğimizden beri koyunlarımız, akşamları karınları tok ve memeleri sütle dolu olarak dönmeye başladılar. Halbuki, hiç kimse koyunlarını sağıp içecek süt bulamıyordu. Hatta çevremizde bulunanlar, çobanlarına,
- Yazıklar olsun size! Koyunlarımızı Ebu Züeyb'in kızının çobanı nerede yayıyorsa, sizde onunla birlikte yaysanıza!
diye çıkışmaktaydılar. İki yılı doldurduğu zaman, oldukça iri ve gösterişli bir çocuk olmuştu. Onu annesine götürdük. Ama, gördüğümüz hayır ve bereketten dolayı, yanımızda bir süre daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk. Amine'ye,
- Oğlunu iyice büyüyünceye kadar yanımızda bıraksan iyi olur. Çünkü ben O'nun Mekke vebasına yakalanmasından korkuyorum.
dedim. Bu hususta o kadar ısrar ettim ki, sonunda O’nu yanımızda bırakmaya razı oldu.

Göğsünün Yarılması

Süt annesi Halime Hatun, yemin ederek der ki:
Muhammed (sas), süt kardeşi Abdullah ile birlikte, evlerimizin arkasında, küçük kuzularımızın yanında bulundukları sırada, Abdullah, telaş ve heyecanla koşarak bize geldi.
- Üzerlerinde beyaz elbiseler bulunan iki adam, Kureyşli kardeşimi tutup yere yatırdılar, karnını yardılar. Şimdi de, O'nun içini karıştırıyorlar!
dedi. Ben ve babası hemen oraya doğru gittik. Kendisini ayakta ve yüzü sararmış halde bulduk. Ben hemen tutup bağrıma bastım. Babası da sarıldı.
- Sana ne oldu yavrucuğum?
- Beyaz elbiseli iki adam beni yatırdılar, karnımı yardılar. Karnımda bilmediğim bir şey aradılar!
diye cevap verdi. Birlikte çadırımıza döndük. Süt babası Haris, bana,
- Ey Halime! Ben bu çocuğun başına bir felaket gelmesinden korkuyorum. Başına bir şey gelmeden, Onu, ailesine götürüp teslim et!
dedi.
Bu olay, Muhammed (sas) dört-beş yaşlarında iken meydana gelmiştir. Bir keresinde sahabelerden bazıları, 'Ya Resulallah! Bize kendinden bahset.' dediklerinde, 'Olur!' demiş ve şöyle anlatmıştır:
 

 

Ben atam İbrahim'in duasıyım. İsa'nın geleceğini müjdelediği Peygamberim. Annem de, bana hamile kaldığı zaman rüyasında, Şam köşklerini aydınlatan bir nurun kendisinden çıktığını görmüştü. Ben, Sa'd b. Bekir kabilesinde emzirilip büyütüldüm. O sıralarda, süt kardeşim ile birlikte evlerimizin arkasında, kendimize ait küçük kuzuları otlatıyorduk. Üzerlerinde beyaz elbise bulunan iki adam, içi kar dolu altından bir leğen ile yanıma geldi. Beni tutup göğsümü yardılar, kalbimi çıkardılar. Onu da yardılar, içinden kara ve pıhtılaşmış bir kan pıhtısı çıkarıp attılar. Sonra kalbimi ve karnımı o kar ile iyice yıkayıp temizlediler....

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/12/2008 - Kritik Analitik Düşünme Üzerine Bir Söyleşi

Kritik Analitik Düşünme Üzerine Bir Söyleşi

 

Soru: Kritik Analitik Düşünmenin öğrenilmesi ve yaygınlaştırılması tavsiye ediliyor, bundan maksat nedir?

 

MNC: Kritik Analitik Düşünmeyi öğrenmede asıl amacın Allah rızasını kazanmak olduğunu bilmemiz, anlamamız lazım. Yoksa diğer amaçlarla yapılan “emri bilmaruf nehyi anil münker” (İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak) dahi olsa zaman içerisinde belki hedeften sapmamıza vesile olur diye düşünüyorum. Ne yapılırsa Kuran-ı Kerim içerisinde bizim yapmamız ön görülen, inancımız gereği uygulamamız ön görülen hangi kural olursa olsun bunun tamamının Allahın rızasını kazanmak niyetiyle yapılması bana göre işin en önemli şartıdır. Ondan sonraki şeyler ikincil önem taşırlar. Yani dünyada “emri bil maruf ve nehyi anil münker” çalışmasının en mükemmel düzeye geldiğini farz edelim. Bu elde ettiğimiz durum, bizim övünmemize veya bir şekilde yanlış duygular içerisine girmemize sebep olacaksa bana göre geçersizdir. Allah rızası için yapılmayan, Kuran’ın emri dahi olsa Kuran’ın ön gördüğü işler dahi olsa Allah rızası için yapılmayan çalışmalardan bir fayda beklemek mümkün olmaz. O yüzden birinci önemli konunun Allah rızası olduğunu yeniden teyit etmemiz lazım. Her yaptığımız işin de buna uygunluğunu kontrol ederek yolumuza devam etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Aynı durum KAD (Kritik Analitik Düşünme)yi anlamak için de, uygulamak için de geçerli. Buradaki tek niyetimiz Allah’ın sevgi ve muhabbetini kazanmaktır. Yoksa dünyayı yaşanılır bir hale getirmek kötülüğü engellemek veya iyiliği emretmek tek başına amaç değildir. Amaç Allah rızasıdır. Allah bizim böyle yapmamızı istediği için yapmaktır. Sadece bu KAD’yi bu anlamda değerlendirmemiz için yeniden vurgulamış oluyoruz. Allah rızası için yapılmayan amellerimizin, çalışmalarımızın yeniden gözden geçirilip Allah rızasına uygun hale dönüştürülmesi gerekiyor.

 

Soru: Efendim bu KAD’den kastımız esas itibariyle bizim insanları iyi ve hayırlı yollara teşvik etmemiz anlamına geliyor herhalde. Yani insanlar düşünsünler, olayları değerlendirsinler, kritik etsinler, analiz etsinler ve bu olayları gelişimine göre yapılan yönlendirmelerin esas hakikatini anlasınlar ve inançları itibariyle bir kötüye gidiş var ise bu gidişatı doğruya doğru yönlendirsinler diye bir çaba içinde olmamız gerekiyor herhalde.  Bununla alakalı da kampanyalar yapılmalı. Biz işte bu noktada kampanyalar şekline olayı nasıl dönüştürebiliriz?. Mesela KAD çalışmaları sırasında ortaya çıkan bir görüşe göre; “Bir kampanya yapılabilmesi için bunun alt yapısının tamamen hazırlanması lazım, bir olay kritik edildiği zaman analiz edildiği zaman bir bilgi tabanına dayanarak yapmamız lazım. Dolayısıyla bu bilgi tabanını hazırlamamız lazım. Yani çeşitli olaylarla alakalı bilgi kaynaklarını elde etmemiz ve insanları düşündürmemiz, düşündürdükten sonra o bilgi kaynaklarına yönlendirmemiz lazım. Yani işin teorisine girilmesi gerekiyor.” Diğer bir görüşe göre ise; “Bu bilgi kaynakları bir yerde netice itibariyle vardır bizim insanları sadece düşündürmemiz yeterlidir.  İnsanlar bu sistemli düşünmeyi öğrendikten sonra bu düşünce metoduyla kendileri bir araştırmaya girerek doğru yolu hakikaten bulup, bulundukları noktada olayları yönlendirebilir ve faydaya çevirebilirler.”

 Bu noktada bizim ne yapmamız lazım?

 

MNC: Evet, yani bu tartışmalar tabi ki çeşitli bereketler ve beklediğimizin dışında faydalı sonuçlara vesile olabilir ama bizim görebildiğimiz kadarıyla, KAD kampanyalarımızı ortaya çıkartmamız insanlara yeni bir yaşam tarzı alternatifi sunmamıza benzer. Belki bundan yirmi sene önce yaşam tarzı dediğimiz zaman insanların hayat gaileleri, çabalamaları rızıklarını çoluk çocuklarının yaşantılarını sağlayabilmek için gösterdikleri dünyevi gayretleri olarak algılıyorduk ama belki son zamanlarda bunun değişik alt açılımları çıktı, sağlıklı yaşam denilen bir kavram çıktı. Belki daha önceden sağlıklı yaşamın ne olduğuyla ilgili çok fazla bir görüşme yapılmıyordu, insanlar arasında söz konusu olmuyordu. İnsanlar, içinde bulundukları şartlar içerisinde normal hayatlarını yaşayıp yollarına devam ediyorlardı ama sağlıklı yaşam kavramı ortaya çıktıktan sonra, her yapılan işlemin insan doğasına daha uygun yapılarak, insanın daha verimli yaşayabileceği, daha sıhhatli yaşayabileceği, daha belki zevkli yaşayabileceği anlaşıldı. İnsanlar da bu çeşit çalışmaların içerisinde kendilerini, yaşam tarzlarını değiştirmek üzere gayretlere girdiler. Yani bunun,  KAD’nin sağlıklı yaşam gibi, insanlara bir hayat tarzı olarak tüm boyutlarıyla hissettirilmesi,  bizim tarafımızdan sunulması, alternatif olarak gösterilmesi herhalde önemli bir gelişme olacaktır.

 

İnsanlar nasıl, bundan belki otuz sene önce sağlıklı yaşamı atalarından duydukları şekilde kendileri yorumluyorlar ve belki de çok fazla dikkate almıyor durumdayken şimdi nasıl değiştilerse bizim konuyla ilgili yaptığımız çalışmalardan sonra KAD’nin en az sağlıklı yaşam kadar veya sağlıklı yaşamın en önemli bir parçası olarak önemli olduğunu hissedeceklerdir. Bunu hissettikleri zaman da doğalarına uygun yaşayacakları için belki doğaya uygun yaşamanın da en önemli şartının Allah’ın, yaratıcının varlığını bilmek ve onun memnuniyeti için gayret etmek olduğunu anlamak durumuna girerlerse bu bizim için bana göre önemli bir kazanım olacaktır. Bu konuyu belki açarak KAD nin, sağlıklı yaşamın yeni yeni bugünün insanının gündemine geldiği gibi, KAD’nin de belki en kısa zamanda insanların gündemine taşınarak, bizim hâkim olduğumuz tüm boyutlarıyla veya zaman içerisinde ortaya çıkacak olumlu tüm yönleriyle taşınmasının bizim için bir emri bil maruf nehyanil münker vesilesi olacağını düşünüyorum. Bu konuyla ilgili gayretleri birliktelikleri destekliyorum. Allah inşallah yardımcımız olsun.

 

Soru: Şimdi burada ben biraz daha somut, meseleyi anlamak istediğim için, şöyle anlamak doğru mu acaba diye sormak istiyorum. Şimdi insanlar duyarsızlaşmışlar. Yani bazı olaylar karşısında kanıksama olmuş ve duyarsız hale gelmişler biz KAD fikrinin, bu düşüncenin yaygınlaştırılmasıyla bu alışkanlığın insanlara kazandırılmasıyla bu insanları olaylara karşı duyarlı hale getirip, olayları değerlendirmelerini ve bu olayları değerlendirerek kendilerine hayırlı bir istikamette yön vermelerini sağlamalarını mı hedefliyoruz?  İnsan düşünsün, çünkü düşünmüyor. İnsan yaptığını ezbere yapıyor, bir takım olaylar oluyor o olaylardan sonra gelişecek olaylar var, bir kanıksama içerisinde kuzu gibi, yorum yapmadan veya ezbere bir takım şeyler öğrenmiş, yani işin özünü, aslını almadan özümsemeden bir yol tutturmuş gidiyor.?  

 

MNC: Bilgi hazine, insanın bilgisinin miktarı ne kadar çok olursa, o bilgiyi fayda sağlamak niyetiyle kullanması ve o kullanma neticesinde verimi de o kadar artar.

 

Soru: Bu konuyla alakalı, dünya gidişatını yönlendirenlerle alakalı birçok eser var, kitaplar var, çeşitli yazarlar bu konuları incelemişler. Bu kitaplardan istifade edilmesi mi uygundur? Yoksa bu konuyla ilgili yeniden araştırmalar yapıp yeni yeni yayınlar bulunması bizim çalışmalarımıza giriyor mu böyle bir altyapı hazırlamak?

 

MNC: Tabi biz detaylarda kaybolmak istemeyiz, yani hedef  kitlenin, en kısa zaman birimi içerisinde bizim hissettiklerimizi, bizim birikimimizi paylaşmasını sağlamamız lazım. Yani KAD’yi hedef kitlemize en kısa zamanda nasıl ulaştırırız sorusunun cevabını bulmamız lazım. Önce bu sorunu çözmemiz lazım, bu sorunu çözdükten sonra bizim detay çalışmalarımızın yoğunluğunun hangi kategorilerde fazlalaşması gerektiğini ayrıca karar vermemiz lazım…

 

Soru: Şimdi, insanların gelişmeleri doğru değerlendirmesi lazım. Bu doğru değerlendirme irfan ve basiret gözüyle bütün olaylara bakmakla alakalı bir şey. Bu tamamen manevi bir eğitimle ifade edilebilir mi, yoksa böyle KAD sistemiyle alakalı yazılmış teorik eserler, kitaplar okunarak, bu bilim, bilgi, ilim alınabilir mi, yoksa daha ziyade maneviyat yönünden insanın gelişmesiyle mi olur?

 

MNC:  Tabi ki her şeyin içerisine biraz sevgi katmak lazım. Sevgi herhalde bizim benimsediğimiz eğitim metodunun ana unsurlarından birisi. Yani biz sevgi metodunu kullanarak insanlarla birikimimizi paylaşmayı tercih ediyoruz. Dolayısıyla insanları motive eden duyguların içerisine sevgiyi yerleştirebilirsek ve sevginin oranını arttırabilirsek KAD ile ilgili kendilerini geliştirdikleri zaman, belki diğer mevcut klasik yöntemleri uyguladıkları zaman hepsinin neticesinde yaratıcının varlığına ulaşırlar. Yaratıcının varlığına ulaşmaları neticesinde O’na olan sevgiye ulaşırlar, o sevgiden kaynaklanan onun istediği gibi davranma becerilerini elde ederler. Bizim şu an uygulamak istediğimiz KAD metodu netice itibariyle klasik yöntemlere ek olarak yaratıcımızı bulmak, onu sevmek, onun isteklerini yerine getirmeyi hayatımızın hedefi haline, gayesi haline dönüştürmek olmalı herhalde.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/12/2008 - bayram

"Kurbanın gecesi, gündüzü ve bu bayramın içinde yapılan her şey çok sevaplıdır."

                                                                                              Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN (Rh.A)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

baştan başa yandıkça, tecellilere dalsam, ömrüm sana kurban...diyerek bir nefes alsam!..

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
dervisan
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
akradyo
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
iskenderpaşa
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
kritik-analitik
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
cekud

Kategoriler

Arkadaşlarım

mansur
tekke
mevdudi
sufiyane
Bilal erdem
usta40
ebuali60
murat destebaşı
esadsultan
kardelengiyim
mervegulkitabevi
koyundanyavasgereksohbet
evrenselsahihbilgimerkezi
imandelilleri
selam merhaba
Hazirlayan : AFFEYLE_ALLAHIM

                                                                     

 

AKRA FM






...Anasayfada son eklenen 3 yazımız mevcut. Önceki yazılara ulaşmak için kategorilerimi ya da arşivi kullanabilirsiniz... :) Teşekkürler...